Türkiye'nin ilk ve bana göre en iyi 'erkek moda' tasarımcısı olan Hatice Gökçe ile yaptığım röportaj.
Öncelikle şunu sormak istiyorum.Kadınlar giyim sektörüne her ay ciddi harcamalar yapıyor ve giyimine özen gösteriyor,ama erkeklerinde günümüzde giyimine çok özen gösterdiğini görüyoruz.Size göre erkeklerin giyimindeki özen ne noktada?
Tasarımlarınızı yapmadan önce düşüncenizde yer alan daha çok erkek giyimi mi yoksa kadın giyimi mi oluyor? Ya da her ikisini de eşit seviyede mi tutmaya çalışıyorsunuz?
11 yıldır moda sektörünün içindesiniz,daha çok İstanbul'a hakimsiniz İstanbul'un moda kenti olabileceğine inanıyor musunuz?
Kendi tarzını ve kendi kurallarını oluşturmuş bir moda kenti olacağına inanıyorum.Ama bildiğimiz ve alıştığımız moda kentleri arasında başka bir pozisyonda olacağını düşünüyorum.Türkiye doğu ve batı kutuplarından çok ciddi etkilenen ve bu duruma uygun işler sunan bir ülke.Moda anlamında çok ciddi bir hareketlilik söz konusu ve bu hareketliliğin yakın tarihte çok önemli işlere,işbirliklerine sebep olacağını göreceğiz.Altyapısı çok kuvvetli bir giyim sektörümüz var,bilgimiz bu anlamda oldukça yüksek ama tasarımla ilgili olarak eksiklerimiz var,onlar da tamamlandığında İstanbul'un moda kenti sıfatını alabileceğine inanıyorum.
Sizin çalışmalarınız moda kenti olma yolunda hangi konumda?
Moda kenti olması için Moda Tasarımcıları Derneği olarak ayrı projelerimiz var, kendi tasarım şirketimiz için ise başka projelerimiz var. Ayrı ayrı ama ikisi birlikte aynı yolda ilerliyor.Ne kadar çok tasarımcı ve alternatif tasarım olursa o oranda gelişimin olacağının bilincindeyiz
Kafanızdaki tasarımları kağıda dökerken dikkat ettiğiniz en önemli şey nedir?
Aslında aklımda her şey genel olarak ve görüntü olarak şekilleniyor.Uygulama aşamasında ise hayal edileni birebir gerçekleştirebilmek dikkat ettiğim en önemli şey oluyor
Sizce kumaş kalitesi demek aynı zamanda tasarım kalitesi mi demektir?
Totalde ki kaliteyi neredeyse %50 etkileyen bir faktördür kumaş kalitesi.Bu noktada tasarım bilinci,tasarımcı dokunuşu,kullandığınız aksesuarlar,vermek istediğiniz hikaye ve etiketine kadar her şeyde total bir kalite var onun içerisinde bence %50 gibi bir oranı kapsıyor.
Türkiye'de erkek giyiminde sosyal bir baskı var bunun hakkında ne düşünüyorsunuz ve bu baskı satış oranınıza yansıyor mu yoksa kemik müşteri kitlesi cesareti içerisinde misiniz?
Tasarımcı olmaya karar verdikten sonra yapmak istediğim şey hayal ettiğimi gerçekleştirebilmek idi ve bunu da hiç bir kaygı gütmeden yapabilmek ve inanmaktı.Bu zor bir süreçti çünkü 11-12 yıl öncesine gittiğimizde ve erkeklerin tüketim alanlarını karşılaştırdığımızda benim için çok erken bir hareket olduğunu görüyorum. Ama şu anda bütün bu zamanın sonucunda elde ettiğim tecrübelerimi son yıllarda daha keyifle daha çok kişiye ulaştırabiliyorum.Ama burada şöyle bir şey var herkese satmak değil hayal ettiğiniz gruba satabilmek. Doğru kişilere ulaşmasını sağlamak. Ben de bu anlamda şanslı olduğumu düşünüyorum.
Bu sosyal baskı,moda tasarımcılarının algısını yönlendirebilecek bir güçte baskı mıdır? Yani tasarımlarını özgürce,bir baskı kaygısı taşımadan ortaya çıkartabilir mi?
İşini sadece ticari amaçla kurmuş birisi için tasarımcı bu baskıyı göz önünde bulundurarak tasarımlarını şekillendirmelidir. Buna mecburdur. Ama ticari kaygı yok ise ki bu büyük bir özgürlük ve seçimdir hayal ettiğini hiçbir kaygı gütmeden ortaya çıkarabilir.
Sizce tasarlamak sıfırdan yaratmak mıdır yoksa somut olguya ekleme yapmak mıdır?
Sizce modada marjinallik neye göre belirleniyor?
Burada yine sosyal baskı devreye giriyor.Gerçek marjinal başka bişey ama sosyal alışkanlığın dışına çıkan kişi marjinal olarak kabul ediliyor,o yüzden o noktada ikilemde kalındığını düşünüyorum.
Erkek giyiminde Türkiye'de ki ilk moda tasarımcısı olmanız kafanızdaki tasarımları somutlaştırırken buna bir kural koyuyor mu?
Hayır bir kural koymuyor,tam tersi ben bu işi kurduğum anda yapmaya çalıştığım şey bir grafik oluşturmaktı.Ben bu işe başlarken erkek giyiminde örnek alabileceğim bir tasarımcı ismi yoktu. Erkek giyiminde temel bilgi alabileceğim birisi yoktu doğal olarak kendi yolumu çizmiş ve yürümüşüm. Şimdi ise grafiği belli bir çizgiye getirebildiğimi görüyorum.Bu yüzden benim öyle bir keskin kaygım yok,yaratmak istediğim grafiği oluşturabildiğimi ve ilerletebildiğimi düşünüyorum.Tasarımlarımı yaparken olabildiğince özgür olduğumu düşünüyorum çünkü en nihayetinde bir Türk erkek profili çıkarmak istiyorum
Akademik eğitim moda sektöründe ne derece önemlidir?
Akademik eğitim ne olursa olsun doğanın verdiği bir yetenek de olabilir,doğa kişiliğinize bu donanımları aşılamışsa,gerçekten tasarımcı özelliklerine sahipsinizdir.Akademik eğitim sadece biraz disipline ihtiyaç duyar,disiplin için iyidir.Ama akademik eğitim şart değildir.
Moda Tasarımcıları Derneği'nin evrensel bir boyutu var mıdır?
Biz bu derneği kurarken amacımız, Türkiye'de ki tasarımcıları bir araya getirebilmek ve bu tasarımcıların dünyada varlık göstermesini sağlamaktı.Ama buradaki en büyük dertlerden birisi bütün tasarımcıların bir araya gelememesiydi o yüzden öncelikle iç piyasaya tanıtmak için Galata Moda etkinliğini gerçekleştirdik. Daha sonra İstanbul Fashion Week gibi uluslararası bir organizasyona imza attık.Yurtdışında ki moda haftalarına baktığımızda arada ciddi onlu yıllar var ve bizim daha uzun yıllara ihtiyacımız var.
Peki sizce evrensel moda çizgisi diye bir şey var mı?
Bana göre tasarımın evrenselliği var.
Peki siz erkek tasarımlarınızda Türk kültürünü mü yansıtıyorsunuz?
Ben bir background oluşturmaya çalışıyorum öncelikle.Yeni bir erkek profili çizmek için çabalıyorum.Bütün bu sürede Türkiye'de ki bütün profilleri yakalamaya ve karşılaştırmaya çalışıyorum.Böylece ortak paydalarda neler olduğunu bulmaya çalışıyorum en sonunda bir öneri sunacağım bunun zamanı işaretlenmedi ama amacım bu.Bir İtalyan tarzından bahsedebilirsiniz çünkü ülke olarak İtalya'nın tutunduğu bir tasarım kavramı var. Japon tasarımını minimalizm üzerinden anlatabilirsiniz çünkü Japon tasarımını minimalite üzerinden anlatabilirsin. Türk tasarımları içinse daha ülke olarak bu kavramı oturtamamışken bir Türk tasarımcısından böyle bir büyük tanımı beklemek bu işi bilmiyor olmaktır.
Daha önce Tarkan,Hayko Cepkin,Özgün,Demir Demirkan gibi ünlü isimlerle çalıştınız.Sizin onlara katkınız olduğu kesin,peki onların size ticari boyut dışındaki katkısı ne oldu?
Moda sektöründe bu kadar hızlı ilerlemeniz kişiliğinizin bir özelliği midir?
Toplamda 12 tane koleksiyonunuz var hepsi birbirinden bağımsız mı yoksa aralarında bir kurgu var mı?
Hepsinin arasında bir kurgu var.Başlangıçtan bugüne her şeyin bir kurgusu var yani tesadüfi değil .
Jön Türkler koleksiyonunuz çok konuşuldu.İnsanların kafasında artık Hatice Gökçe ismi iyice sağlamlaştı ve yerine oturmaya başladı.Tasarımlarınızı yaparken önceliğiniz kendi tasarımlarınızı halkanızı mı genişletmek yoksa Türkiye'de ki genel tasarım halkasını mı genişletmek oluyor?
Öncelikle ben kendi tasarım anlayışımı olabildiğince genişletmek yani kendimi aşmak,her defasında yeni bir öneri getirmeye çalışmak için çaba sarf ediyorum.Bu yüzden genel olarak ticari kaygılarım yok.Amacım sadece ulaşmak istediğim noktaya hızlı ve etkili gidebilmek,her koleksiyonumda yeni bir öneri getirmek istiyorum.
Bazı röportajlarınızda kadın tasarımlarınız maskülen olduğunu söylediniz ama son tasarımlarınıza baktığımızda maskülen bir tarz hakim değil.Bunun değiştiren ne oldu?
Bunu değiştiren konsept oldu.Son tasarımlarımda kullandığım dokuları en doğru bu şekilde ifade edebileceğimi düşündüğümden maskülen tarzını Gılman koleksiyonunda askıya aldım.
Son koleksiyonunuz Gilman'ı biraz bize bahseder misiniz?
Teşekkürler Hatice Gökçe...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder